POSTA KUTUM
Yazan: İbrahim
Elibal İLETİŞİM NEDİR? VE İLETİŞİM ÇATIŞMALARI Bu
yazımızda; iletişim nedir ve iletişim yolları nasıldır ve de iletişim çatışmalarını
incelemeye çalışacağız. İletişim
şöyle tanımlanmaktadır: Düşünce ve görüşlerin sözlü olarak karşılıklı alışverişidir.
Başka bir tanıma göre; Bizim başkalarını başkalarınında bizi anlaması süreci
olarak tanımlanmaktadır. Doğan Cüceloğlu ise; “iletişim iki birim arasında
bir biriyle ilişkili mesaj alışverişidir” şeklinde açıklamıştır. Birim
kelimesi insanı, hayvanı ya da makineleri kapsamaktadır. İletişim sadece
insana özgü bir olay değildir. İNSANLARDA
İLETİŞİM İnsan,
jest ve mimikleri kullanan gelişmiş refleks ve içgüdülerinin yanısıra dilide
içine alan çok karmaşık öğrenilmiş davranışlarla iletişim yapan yegane
varlıktır. Davranışlar doğuştan gelen gelip geçici ve öğrenilmiş olarak
üçe ayrılır. Öğrenilmiş davranışlar bireylerin toplum içinde doğduktan
sonra iç ve dış çevrelerinden gelen uyarıcılarla iletişimini etkileşim
sonucu edindikleri nisbeten kalıcı davranışlardır. Bunlar ikiye ayrılır: a) Toplumca
arzu edilen davranışlar, b) Toplumca arzu edilmeyen davranışlar. Toplumca
arzu edilen davranışlarda da uyum gösterme isteği söz konusudur. İnsan
etkileşim dinamiğini açıklamada beş temel varsayım öne sürülmektedir: 1) İletişim
kuramamak imkansızdır. Hiçbir şey yapmamak dahi anlamlı bir mesaj oluşturur
ve iletişime girer. 2) İletişimin
içerik ve ilişki düzeyleri vardır. İlişki düzeyi içerik düzeyine anlam
verir. Kişi öğretmeninden kalem isterken farklı, arkadaşından isterken
farklı cümleler kuracaktır. İkisinde de anlam içerik aynıdır. 3) Mesaj
alışverişindeki dizinsel yapı anlamı oluşturur. Kurulan cümlede yükleme
en yakın kelime vurgulanmak isteniyor demektir. 4) Mesajlar
sözlü ve sözsüz olarak iki tiptir. İçerik iletişiminde sözlü mesajlar ilişkiyle
ilgili tutum ve tercihlerde anlatımda ise sözsüz mesajlar etkili olurlar.
Mantıksal mesajlar sözlü, duygusal mesajlar sözsüz olurlar. 5) İletişimi
kuran kişiler eşit veya eşit olmayan ilişki içindedir. İLETİŞİM
TÜRLERİ VE ÇATIŞMALAR 1) Kişi
içi iletişim ve çatışma: Bir insanın düşünmesini, duygulanmasını, kişisel
ihtiyaçlarının farkına varmasını içgözlem yapmasını, rüya görerek kendi
içinden mesaj almasını ya da kendine sorular sorarak bunlara cevaplar üretmesini
bir iç iletişim olarak görebiliriz. İki insan arasında gerçekleşen iletişim
benzeri tek bir insan içinde de gerçekleşebilir. Mesaj üretmekle yorumlamak
kişi içi iletişimdir. Kişi içi çatışmalarda iki grupta toplanabilir: Bilinç
dışında baskıda tutulan çatışmalar ve bilişsel çatışmalar. 2) Kişiler
arası iletişim. Mesaj gönderenin başka, gönderilenin başka insanlardan
oluştuğu iletişimdir. Mekan ve zaman birliği olmalıdır. Kişiler
arası iletişim sözlü ve sözsüz olarak ikiye ayrılır. Sözlü iletişim dil
ve dilötesi şeklinde olur. Sözsüz iletişim yüz ve beden bedensel temas,
mekan kullanımı şeklinde olur. 3) Örgüt
içi iletişim ve çatışma: Örgüt içinde görev alan kişilerin önceden tanımlanmış
bir takım rollere girerek hiyerarşik bir düzen içinde bu rollerinin gereğini
yerine getirerek, iletişimde bulunmaları örgüt içi iletişime girer. Örgüt
içi çatışmalar ise genelde rol çatışmaları ve alt üst ilişkilerinden doğar.
Kendi yönetiminde olmayan bir personel ya da birimi bir yönetici kendi
hizmetinde esas sorumludan gereken izni almadan kullanması ilgili kişiyi
hiçe saymak ya sa o kişiyi tanımamaktır. Böyle bir durumda yapılan işler
ve birbirine karışmakta ve esas yapılması gereken iş aksamaktadır. Aynı
zamanda fikri alınmayan yönetici bir çatışma yaşamaktadır. Ve bu çatışmayı
farklı şekillerde dışada yansıta bilmektedir. 4) Kitle
iletişimi ve çatışma: Bir takım bilgilerin sembollerin, bir takım hedefler
tarafından üretilmesi geniş insan topluluklarına iletilmesi ve bu insanlar
tarafından yorumlanması sürecine kitle iletişimi denir. Kaynak ve hedef
arasındaki kanallara ise kitle iletişim araçları denir. İletişim
çatışmalarını farklı bir açıdan ise söyle açıklamaktayız: 1) Aktif
çatışma. Burada düşünülen şu olmaktadır. “Kötü adam ne söylerse kötütür.”
Karşı karşıya gelinen kişilerin birbirilerinden hoşlanmamaları, birbirilerine
kızmaları durumunda aktif çatışma ortaya çıkar. 2) Pasif
çatışma: Küsler diyaloğu olarakta anılır. Burada insanlar herhangi bir
sebebten ötürü örneğin, çekindikleri için veya kötü oldukları için ilişki
kurmaktan çekinirler. Yani birlikte yaşayan insanların birbirleriyle iletişim
kurmamaları bir tür çatışmadır. 3) Varoluş
çatışması: Ben sandımki! Bir insan karşısındakinin sözlerini yanlış anlarsa
ya da onun sözleriyle ilgisi olmayan bir mesaj verirse bu duruma varoluş
çatışması adı verilir. 4) Tümden
redetme: Eğer bir kişi kendisine yöneltilen mesajı tümüyle rededer tamamen
aksi görüş sunarsa tümden redetme çatışması sergilenmiş olur. 5) Ön
yargılı çatışma: ya da ben kararımı çoktan verdim: Bu tür çatışmada kişiler
belli bir konuda tartışmaya başlamadan önce o konuda bir önyargı, bir peşin
hüküm edinmişlerdir. Tartışma sırasında ısrarla bub önyargılarını savunurlar.
Tartışma onların başlangıçda sabit olan fikirlerini herhangi bir şekilde
etkilemez. 6) Yoğunluk
çatışması: ya da Haklısın ama: İki kişinin görüşleri arasında kısmen uyuşma
olması halinde yoğunluk çatışması oluşur. 7) Kısmi
algılama çatışması: ya da Bunuda mı demiştin: Eğer bir kişi karşısındaki
kaynaktan kendisine gönderilen mesajlardan ancak bir kısmını algılar diğerlerini
algılamazsa bu durumda kısmi algılama çatışması ortaya çıkar. 8) Alı
koyma çatışması: ya da Anlatamadım galiba: Bu çatışmada kişi karşısındaki
kaynaktan kendisine gönderilen mesajı tam olarak anlar fakat, üçüncü kişiye
tam doğru olarak iletemez. Aktarmayı eksik ya da çarptırarak gerçekleştirir. KİŞİLER
ARASI İLETİŞİM ÇATIŞMALARININ NEDENLERİ 1) Bilişsel:
Gördüklerimizi, işittiklerimizi zihnimizde bunlara verdiğimiz anlamları,
unuttuklarımızı, hazırladıklarımız, kendimiz ve çevremize ilişkingetirdiğimizkalıp
ve düşünceler şemalar kuracağımız iletişimleri büyük ölçüde ettikiler. 2) Algı:
Algı duyu organlarının beyinimize ulaşan verilerinin örgütlenmesi, yorumlanması,
anlamlandırılması sürecine verilen addır. Algıda oluşacak bir bozukluk
iletişim çatışmalarında önemli bir rol oynamaktadır. 3) Duygu:
Vücutda gözlenen değişikliklerle tanımlanır. Bireyin içinde bulunduğu duygu
durumuna göre iletişimi sağlıklı kurabilir ya da kuramaz. Çünkü duyguları
kişiyi olaylara karşı nasıl bakacağını büyük ölçüde belirlemektedir. 4) Bilinç
dışı: İnsanların bilinç dışlarında bulunan duygular, çatışmalar, bunlar
görünürdeki kişi davranışlarını duygularını düşüncelerini yönlendirir. 5) İhtiyaçlar:
İnsanlarla kurulan ilişkilerin ve yaratacağımız çalışmaların niteliğini
belirleyen ihtiyaçlarımızdır. 6) İletişim
becerisi: İnsanlar iletişim sırasında yaptıkları hataları gösterir, nasıl
iletişim kurması konusunda bilgi verirsek, iletişim çatışmalarına girme
olasığını önleriz. Uygun eğitim verilmesi halinde kişiler karşılarındaki
insanların duygusal durumlarını, içerisinde bulundukları durumları daha
iyi anlayabilmektedirler. 7) Kişisel
faktörler: Cinsiyet, fiziksel görünüm, tutumlar. Burada iletişime geçilen
insanların bulundukları konum büyük önem taşımaktadır. Örneğin görme engelli
bir insanla konuşurken ya da bir şey tanıtırken insanlar bu insanlarla
herhangi bir göz teması olmadığı için seslerini yükselterek konuşmakta,
görme engelli kişinin sağından solundan çekiştirmektedir. 8) Kültürel
faktörler: Kurallar, dil, din. İçinde yaşanılan toplumun ortaya koyduğu
kurallar büyük iletişim çatışmalarına yol açmaktadır. Görmeyenlerin henüz
eğitilmedikleri dönemde hafızlık yaparak geçimlerini sağlarlarmış bu söylence
günümüzde eğitiminin son noktasına yaklaşmaş insanlara seslenirken “hafız”
diye seslenilmekte ve bir genelleme yapılarak görmeyenin ayırtedici özelliklikleri
bir kenara bırakılarak işin sadece dinsel kısımı vurgulanmaktadır. 9) Roller:
Grup içinde belli bir pozisyonda bulunan kişilerden beklenen davranışlara
rol adı verilir. Mesleki ve sosyal roller olarak ikiye ayrılır. 10) Sosyal
ve fiziksel çevre: Farklı ortamlarda olayları farklı algılar farklı tepkilerde
bulunuruz. 11) Mesajın
niteliği: Kişiler kendilerine ulaşan bir mesajın kabsamına karşı olduklarında
sırf bu büzden mesaj gönderenle çatışmaya başlayabilirler. Mesajla mesaj
getiren kişiyi birbiriyle karıştırmamalıyız. İNSAN
İLETİŞİMİNDEKİ DÖNEMLER 1) Ana
rahmindeki dönem: Doğmadan önceki 40 hafta. Gerek zigot gerekse fetus halindeyken
halindeyken bile çocuğun ana karnıydayken çevresiyle iletişimde bulunmaktadır.
Bu sırada çocuk, annenin yaşantılarından doğrudan doğruya veya dolaylı
olarak etkilenir. Bu dönemde kişi içi iletişimin gelişmemiş hali egemendir. 2) Yeni
doğmuşluk dönemi: Doğuştan sonraki ilk 12 haftadır. Çocuk bu devrede donkunma,
duyma, görmeyle ilgili uyarıcılara cevap vermeyi öğrenir. Kişi içi iletişimi
etkili olarak devam eder ve gelişir. 3) Bebeklik
dönemi: 3-24 aylar. Baş, göz, el, gövde, parmak hareketlerinde gelişmeler
devam eder. Yirmi dört’üncü ay içinde konuşma yoluyla iletişim başlar. 4) İlk
çocukluk dönemi: 2-5’inci yıllar. Bu dönemde bireyler arası iletişim gelişir.
Ancak burada daha çok anababa, yakınakrabalarla bu ilişki oluşur. 5) İkinci
çocukluk dönemi: 6-18’inci yıllar. Karşı cinsten kimselerle birşeyler ve
bireyler arası iletişim gelişir. Ayrıca grupların üyeleriyle iletişim başlar. 6) Yetişkinliğin
ilk dönemi: 19-30’uncu yıllar. Bu dönemde her türlü karmaşık iletişim çeşitleri
gelişmiştir. Birey içinde değişik roller alma ve çeşitli kurallara uyma
zorunluğundadır. Bu dönemde kendinden yukarı yaşlarla iletişim egemendir. 7) Yetişkinliğin
orta dönemi: 30-45’inci yıllar. Kendinden küçüklerle ve çocuklarla iletişimin
en ileri olduğu dönemdir. Duygulayıcı ve iletici rolünden dah büyük sorumluluklar
almaya geçiş dönemidir. 8) Yetişkinliğin
son dönemi: 45-60’ıncı yıllar. Bilgi edinme ve öğrenmenin yerine bilgi
verme, öğretme, yönetme, yükmetme geçiş yaşanmaktadır. Bireylerin karar
verici gruplar halinde içinde bulunduğu dönemdir. 9) Emeklilik
dönemi: 65-80’inci yıllar. İktidarı terketme ve karar vericilikten çekilme
dönemidir. Hayatın sonuyla ilgili filozofik düşüncelerin geliştirildiği
dönemdir. Olayların bütün olarak ele alındığı ve değerlendirildiği dönemdir. 10) Yaşlılık
dönemi: 80 yıldan sonrası. Bu dönemde özellikle ilk anılara önem vererek
geçmişte olanlar düşünülür. 11) Bu
yazımızda iletişim nedir ve iletişim çatışmaları nedir genel hatlarıyla
bakmaya çalıştık. Gelecek sayımızda görme engelli ve iletişim başlıklı
bir yazıyla kendi dünyamıza daha yakından bakacağız. Sözlerimi bitirirken
şunları söylemek istiyorum; karşınızdaki kişi kim olursa olsun, hakkında
bir yargıya varmadan onu iyi anlayalım ve çok boyutlu düşünmeyi ihmal etmiyelim.
Kısacası karşıdaki insanın ayakkabılarını giyerek birde o taraftan bakalım.
İşte o zaman dünyaya ve insanlara bakışmız değişik bir boyut kazanacaktır. evlilikte
iletişim, aile içi iletişim, arkadaşlıklarda iletişim Evlilikle
birlikte kişilerin yaşamlarında bir çok değişiklikler olmaktadır. Evlilik
yaşantısıyla bekarlık rollerinden evlilik rollerine geçilmektedir. Aile
yaşamının temelini eşler arasındaki etkileşim ve iletişim oluşturmaktadır.Eşler
duygusal olarak birbirlerine bağlıdır. Aynı evi paylaşırlar ve alınan kararlarda
birlikte sorumluluk alırlar. Doğal olarak evli çiftlerin arasında çeşitli
nedenlerle sorumlulukların paylaşılması, çocukların yetiştirilmesi vb.
sorunlarda ortaya çıkabilmektedir. Evlilikte ortaya çıkan sorunların yoğunluğu
evlilik süresine ve kişilerin kişilik özelliklerine göre farklılıklar göstermektedir.
Mutlu eşler birbirleriyle daha çok konuşmaktalar ve iletişim kanallarını
açık tutmakta daha fazla çaba göstermektedirler. Mutsuz çiftler ise; birbirleriyle
konuşmak için daha az zaman ayırmakta ve aralarında çıkan sorunları çözmek
yerine daha çok kaçmayı tercih etmişleridr. Mutsuz çiftlerde oluşan boşanmaların
en başta gelen sebebi ise çiftler arasında yetersiz iletişim ve sorunları
yerinde çözememek gelmektedir. Evlilikte
iletişim ve evlilik doyumu arasında neden sonuç ilişkisinden daha çok karşılıklı
bir ilişki söz konusudur. Evlilik doyumu iletişimi, iletişim de evlilik
doyumunu etkilemektedir. Dolaysıyla olabildiği kadar açık bir şekilde birbirilerinin
duygularını paylaşmanın, eşlerin duygularının ve şikayetlerinin dinlenmesinin,
empatik olmanın yani karşınızdaki insanın duygularını anlamanın, saygılı
bir şekilde davranmanın evlilik doyumunu olumlu olarak etkilemektedir. AİLE
İÇİ İLETİŞİM İki
birim arasında birbirine ilişkin mesaj alış-verişi diye tanımlanan iletişimin
kurulamaması, duyguların bastırılması ve sorunların çözümlenememesi anlamına
gelir ki böyle bir aile ortamı psikolojik açıdan sağlıksızdır. Çocukluğunda
sabit ve köklü adetlere göre yetiştirilmiş anababalar, çocukları bir problemle
karşılaştıklarında kendi anababalarına takındıkları tutumları benimserler.
Bundan daha iyi bir yolu öğrenmeye fırsatları olmadığından kendi anababalarının
yapmış oldukları hataları tekrarlarlar. Annebabalarından öğüt işitmiş olanlar
kendi çocuklarına da aynı şekilde nasihat etmeye ve onların problerini
çözmede bu şekilde yardımcı olmaya eğilimlidirler. Anababaların çocuklarına
karşı iletişim biçimlerini gözden geçirdiğimizde anababaların problemi
olan çocuklarına karşı davranışları dinlemek değil, konuşmak, öğüt vermek
şeklinde olduğnu görmekteyiz. Bu anababalar çocuğu birşeyler söyleme gereği
duyarlar. Etkili anababa olmanın amacı anababaların biraz susup dinlemeyi
öğrenmeliridir. Kendisinin dinlendiğini hisseden çocuk daha sağlıklı ve
kendine güvenli yetişiecektir. AİLE
İÇİ İLETİŞİM VE ARKADAŞLARLA İLETİŞİM Aileye
ilişkin pek çok özellik arkadaşlığı da etkilemektedir. Anababanın varlığı,
yokluğu, kardeşlerin cinsiyeti, annenin çalışıp çalışmaması gibi özellikler
arkadaşlıkların üzerinde etkili olmaktadır. Ayrıca aile bozulmalarının,
aile içi çatışmaların arkadaşlıkları olumsuz bir şekilde etkilemektedir.
Arkadaşlar konusunda anababanın güç uygulayıcı tavrı açıklama yapmamayla
birlikte görüldüğü zaman gencin arkadaşlıklarında önemli zedelenmeler görülmekte,
yani rededici ve baskıcı anababa tutumları arkadaşlıklara müdahele ettiklerinde
sonuç yıkıcı olmaktadır. Çocuklukta ya da gençlik döneminde arkadaşlarınca
kabul edilen çocuklar ilerde daha başarılı olmakta ve kendilerine olan
güvenleri daha çok olmaktadır. Tabii ki çocuğumuzun seçtiği arkadaşlar
hakkında bilgi edinmek en doğal hakkımızdır. Ancak bu bilgi edinme süresince
çocuğu ya da genci incitmemeye özen göstermemiz gerekmektedir. Arkadaşlık
ederek, ikna ederek yapılan anababa davranışları, çocuğun anababasının
isteklerine uyum göstermesine, tehtit ederek ve sevgi esirgeyerek yapılan
anababa davranışlarının çocuğun anababasının isteklerine uyum göstermemesine
ya da anababa varken isteklere uymasına yokken yine kendi bildiği gibi
yapmasına neden olmaktadır. Arkadaşlık
ilişkilerinde sağlıklı bir iletişim kurabilmek için şu durumlar önem taşımaktadır:
Fiziksel yakınlık, fiziksel görünüş, kişisel benzerlik veya tamamlayıcılık,
karşılıklı olumlu yaklaşım. Fiziksel yakınlık arkadaşlık kurulabilmesi
için gereken şartların başında gelir. Her şeyden önce kişilerin birbirilerini
görüp, hissedebilecek, konuşmalarına izin verecek olanakların olabilmesi
için belli bir fiziksel yakınlığa ihtiyaç vardır. Fiziksel görünüş ikinci
sırada yer almaktadır. Çünkü kişi yeni tanıştığı bir grup insan arasınan
ilk olarak görünüşünden hoşlandığı kişilerle arkadaş olmak ister. Kişisel
benzerlik arkadaşlığın kurulmasında ve sürdürülmesinde önemli bir unsurdur.
Çünkü benzerlik kişiye yaşam tarzının ve düşüncelerinin doğru olduğu izlenimini
verir. Karşılaştığı bir problemde kendisi gibi olanların onu daha iyi anlayacağını
düşünür. Ama bu durum her zaman olumlu sonuçlar doğurmayabilir. Kişiler
sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri için kesinlikle iletişim kurmaları
gereklidir. İletişimi engellenmiş insanlar da daha önceden görülmemiş psiko-patolojik
hastalıklar görülmektedir. Sonuç
olarak şunları söylemek istiyorum. Öncelikle yaşadığımızı farketmemiz gerekmektedir.
Acaba geri kalan günlerimizi mi tamamlıyoruz yoksa insanlık için bir şeyler
yapmak için mi yaşıyoruz. Bu sorulara yanıt vermek öyle düşünüldüğü gibi
kolay değil. Örneğin bir deneme yapalım. Şu anda bir şeyler düşünün ve
lütfen bü düşünme sırasında okumayı durdurun. Evet
yeniden merhaba. Eğer yanılmıyorsam büyük bir çoğunluğumuz ya geçmişteki
güzel bir anı veya hoş olmayan bir anı düşündük. Ya da gelecekte neler
yapacağımızı, tatilde nere gideceğimizi, ay sonunu nasıl getireceğimizi
düşündük. Ancak şu an ben yaşıyorum ve mutluyum diyebilen kaç kişi oldu
bilemiyorum. Eğer dediyseniz ne mutlu size. Çünkü anın tadını çıkarıp bir
takım isteklerimizi ertelemeden yaşamak ya da onları bir düzene sokmak
kendimizle olan iletişimizi daha sağlıklı kılacak ve hayata bağlılığımızı
daha da artıracaktır. Bir sabah kalkınca önce kendinize sonra odanıza daha
sonra evdekilere merhaba demeyi esirgemeyin. Sokağa çıktığınızda ağaçlara,
ilk karşılaştığınıza merhaba demeyi esirgemeyin. Siz bu cömertliği gösterirseniz
inanın o gün sizin için daha çekilir ve yaşanası bir hale gelir. Bütün
güzelliklere kocaman bir merhaba...