Biliyor musunuz?
Bu sözcükleri
birçok kez duyduğunuza eminim.
Ama acaba bildikleriniz
doğru mu?
Gelin sizlerin
aklına gelmesi olası soruları
yanıtlayarak
onu anlatalım:
Soru
1: Başka adı var mı?
Yanit: Var. Biz
sağlıkçılar ona genellikle "LEPRA" da diyoruz. Ama ilk kez tanımlayan kişinin
adıyla "HANSEN HASTALIĞI" olarak da biliniyor.
Soru
2: Bu hastalık mikrobik bir hastalık değil mi?
Yanit: Evet, doğru.
Yandaki resimde de gördüğünüz gibi, etkeni "verem" yani "tüberküloz" hastalığını
yapan basille hemen hemen ayni türde bir mikrop. Bu da onun gibi aside
ve alkole dirençli bir mikroorganizma. Dünyada hastalık oluşturduğu ortaya
konulan ve hastalığın klinik bulguları tarif edilen ilk canlı hastalık
etkeni. Bu etken, bu güne kadar yalnız hastalarda ve bazı hayvanlarda (armadillo
ve mangabey maymunu) bulunabiliyor. Araştırma çalışmaları için farelerde
de üretilebiliyor. Yapay besiyerlerde üremiyor.
Soru 3: Herkes bu hastalığa
yakalanabilir mi?
Yanit: Hayır. Hastalığın oluşması için
2 koşulun birarada olması gerekir:
Soru 5: Ülkemizde ne kadar
hasta var?
Yanit: Ülkemizde tümü kayıt altında olan
yani adları, yerleri ve durumları bilinen çok az sayıda (yaklaşık 2.500)
hasta vardır. Bunların arasında halen tedavi görenler yaklaşık 50 dolayında.
Diğerlerinin tedavileri tamamlanmış ve inaktif (hastalığı başkasına geçirmesi
olanaksız durumda olan) durumdalar.
Soru 6: Cüzzamı sakatlık
yapar sanıyordum? Bu doğru değil mi?
Yanit: Doğrudur.Ülkemizdeki hastaların
çoğu; eskiden geç tanı konulduğu ve yetersiz tedavi edildiği için bugün
sakat durumdadırlar. Ayrıca bunların büyük bölümü doğu anadolu kökenli
ve yoksuldur. Sakatlıkları nedeniyle çalışamaz, kendi yaşamları için gerekli
maddi kaynakları sağlayamaz, dolayısıyla yardıma gereksinim duyarlar. O
nedenle pekçok kişi onları yok sayar ya da görmezden gelir. Erken ve doğru
tanı konulmayan hastalarda basiller yerleştikleri sinirlerde yıkıma yolaçarlar
ve bu nedenle bazı sakatlıklar olur. Ancak her cüzzam hastası sakat kalmaz.
Soru 7: Tedavisi var mi?
Yanit: Tabii ki! Aynı verem tedavisinde
olduğu gibi enaz üç ilaçtan oluşan bir kombine tedavi ile ençok 2 yıl içinde
hastalar tamamiyle tedavi edilmektedirler. Üstelik tedavi için gerekli
olan ilaçları devlet ücretsiz sağlamaktadır.
Soru 8: Bu konuyla özel
olarak uğraşan yerler var mı?
Yanit: İstanbul, Ankara ve Elazığ'da iç
tane özel dal hastanesi vardır. Ancak her ilde sağlık müdürlüğünde bulunan
bulaşıcı hastalıklar şubeleri de bu konuda talepte bulunanlara yardımcı
olabilirler. Ayrıca tıp fakültelerinin deri hastalıkları bölümleri de bu
hastalıkla ilgili bilgi verip, kuşkulananları kontrol edebilirler.
Soru 9: Hastalara yardımcı
olan gönüllü kuruluşlar var mı?
Yanit: Kuşkusuz var. Ülkemizde Prof.Dr.Türkan
Saylan'in öncülüğünde yürütülen gönüllü çalışmalar yapılmaktadır.Cüzzamla
Savaş Derneği ve Vakfı vardır. Herkesin bu çağdışı hastalığı ülkemizde
tümüyle sona erdirmek için yapacağı birşeyler vardır.
Soru 10: Nasıl bağlantı
kurulabilir?
Yanit: Zamanınız olduğunda Bakırköy Akıl
Hastanesi'nin hemen arkasında olan İstanbul'daki Cüzzam
Hastanesi'ni ziyaret edebilirsiniz. İstanbul'un ender yeşil alanlarının
ortasında "bir başka dünya"yla karşılaşacaksınız. Cüzzamlı hastalar da
sandığınız gibi değil. Sizlerle tanışmaktan ve bir hatırlarını sormanızdan
çok memnun olabilirler. Ayrıca telefon bağlantısı kurabilirsiniz: Telefon
numaraları; 0212-572 61 22, 570 10 26, 572 71 88'dir. Ya da "msut@turk.net"
adresine
bir e-posta gönderebilirsiniz.
NOT: Bu sayfa Dr.Mustafa
SÜTLAŞ tarafından en son 20 TEMMUZ 1999 tarihinde düzenlenmiştir. Konuyla
ilgili sorularınızı, ayrıca eleştiri ve önerilerinizi iletebilirsiniz.
Savaşı kazandık!
İnsanlık tarihi artık ne lepradan
korkuyor
ne de lepralıdan. Türkiye de halk arasında cüzzam olarak bilinen hastalık
konusunda büyük adım attı. İstanbul’da örnek bir hastane var; Lepra
Hastanesi. Ne hastane, moda deyimiyle
‘ultra modern’ bir hastane ne de hastaları varlıklı kişiler. Ama
burada
başka yerlerde olmayan bir şeyler var;
birlik gibi, dayanışma gibi... Hastalar, ne yoksul oldukları için kapıdan
çevriliyor, ne de gelecek kaygısı taşıyor. Burada hastalar sadece tedavi
edilmiyor, rehabilitasyon kelimesi
tam anlamıyla gerçekleştiriliyor. Hastane,
hastalara yeşil kart çıkarmaktan, emeklilik sigortasını ödemeye
kadar genişleyen bir hizmet anlayışıyla
çalışıyor. Lepralıyı ve ailesini iş sahibi yapıyor. Çalışmalar, İ.Ü. İstanbul
Tıp Fakültesi, Cüzzamla Savaş Derneği ve Sağlık Bakanlığı arasında
yapılan üçlü protokolle yürüyor. Taraflar kendi olanaklarıyla hastaneye
katkı sağlıyor.
Yok etme aşaması
Verem gibi çağdışı bir hastalık olan
cüzzam da artık yoksulluk hastalığı olmaktan çıkmak üzere. Hastane
başhekimi Prof. Dr. Türkan Saylan, Türkiye genelinde 5 bin civarında olan
hasta sayısının 2 bin 500’e kadar
düştüğünü söylüyor. Saylan şöyle
devam ediyor: “Dünyanın İ geri kalmış ülkelerinde Hindistan, Güney Asya,
Afrika, Güney Amerika’da, nüfus artışı çok hızlı olduğu için hastalığı
kontrol altına almak çok zor. Dünya Sağlık
Örgütü, belli standartlarla her ülkeyi
değerlendirir. Biz cüzzamda kontrolü geçtik, yok etme aşamasına geldik."
Dünyaya model oluşturduklarını da belirten
Saylan, “Her türlü bilimsel çalışmanın yapıldığı ve dünyanın bize
öğrenci gönderdiği, ‘gidin oraya bakın’
dediği bir oluşum gerçekleştirildi" diyor.
İki yılda tedavi
1985’ten beri cüzzam tedavisi en modern
şeklini aldı. Altı ayla iki yıl arasında tedavi bitiyor. “Eğer hasta sakat
olmadan tedavi görürse hiçbir sakatlık oluşmadan iyileşebiliyor. O zaman
kimse ‘bu cüzzam geçirmiş diyemez’" diyen Saylan şöyle devam ediyor: “Bize
gelenler, hayatlarının sonuna kadar hastamız durumunda. Hastalar, yaşlandıkça,
sakatlıklarını da birlikte taşıdıkları için sürekli bakıma ihtiyaç duyuyor.
Görüntüleri bozuk olduğu ve bize de alışkın oldukları için onları burada
tedavi ediyoruz. Bir nevi geriatri (yaşlılık hastalığı) çalışması yapıyoruz."
Lepralı hastaları tarayan ekibin başında
Dr. Mustafa Sütlaş bulunuyor. Sütlaş, Türkiye’nin lepra haritasını ıkarmış.
Hastalık konusunda katedilen yolu şöyle açıklıyor: “1900’lü yılların başında
askere alma muayenesi sırasında yapılan bir saptamadan yola çıkarak Türkiye’de
15 - 20 bin arasında hasta olduğu tahmin ediliyordu. Biz, 1982’de bir araştırma
yürüttük ve yaklaşık 25 bin insan taradık. Sonunda Türkiye’de 15 - 20 bin
hasta olmadığını gördük. Saptadığımız hastalar da (yüzde 80) hep eski kayıtlı
hastaların etrafında çıkıyordu. Çalışma 1982’den, 97’ye kadar Türkiye çapında
tamamlandı."
Artık yayılmıyor
Türkiye’de Kırklareli ve Rize’de lepra
hastasına hiç rastlanmadığını söyleyen Sütlaş şöyle devam ediyor: “Kuluçka
süresi, bazı hastalarda üç ay, bazı hastalarda 40 yıl. Tek tük çıkanlar
eskiden mikrobu alanlar. İlaç vermeye başladığımız andan itibaren dışarıya
mikrop vermedikleri için hastalığın yayılması durdu. 2000 yılına geldiğimizde
de hastalığın artık yayılmadığı yönünde işaretlere sahibiz. O yüzden de
‘bitti’ sözünü kullanıyoruz. Tek tük çıkanlar eskiden mikrobu alanlar.
Türkiye, ‘gelişmeyi yakaladı’ diyemeyiz belki ama enfeksiyonun bulaşmaması
için gerekli bütün yolları kat ettik. Mikrobu ortadan kaldırmayı başardık."
Hastane sadece tedavi değil hastanın yeniden topluma kazandırılması konusunda
da önemli bir gelişme kaydetmiş. Fiziksel görünümlerinden dolayı toplum
tarafından dışlanan ve aileleri tarafından saygınlıklarını yitiren hastalar
yalnız bırakılmıyor. Hastanede bu amaçla kurulan Sosyal Hizmetler Ünitesi’nin
başında Uzman Hemşire Neşe İyiler var. “Amacımız, hastanın sorunlarıyla
başedebilmesini sağlamak" diyen İyiler, lepralı hastanın, ekonomik ve sosyal
yönden kötü durumda olduğunu söylüyor... “Aile bile dışlar hastayı. Çünkü,
çeşitli sakatlıkları olan, işi gücü olmayan insanlar. Dışlanan
insanın da yaşamı bir yana, hastalığıyla
baş etmesi çok güç. Bizim amacımız bu gücü verebilmek" diyor.
500 çocuğa burs
Hastanenin Sosyal Hizmetler Ünitesi, lepralı ailelerin çocuklarına burs vermeye başlamış. 500’den fazla çocuğa burs veriyor. Bunların hepsi sağlıklı ama lepralı hastaların çocukları. Cüzzamla Savaş Vakfı hastaneye destek veriyor. Proje kapsamında hastanın iş güvencesi sağlanıyor. Amaç, hastaları yaşadıkları yörede iş sahibi yapmak. İyiler: “Hastanın yapacak işi yoksa, hayvancılık ya da arıcılık yapmaya yatkın değilse, bize gelen ikinci el giysileri satarak ailesine katkıda bulunur" diyor. Ama giysi odası sadece satmak için değil... İyiler bunu şöyle açıklıyor: “Giysi odasından giysi alırken sınır yoktur. İsterlerse bir çuval giysi alıp götürebilirler. Sınır koymayışımızın nedeni lepralıların dışlanan hastalar olması. Ailesine gittiğinde gelinine bir kazak, torununa bir ayakkabı, eli kolu dolu gidince aileden gördüğü kabul de biraz farklı oluyor."
Maddi destek de var
Bir diğer çalışma sosyal güvenlik yönünde. Hastanın sigortalı bir çalışması varsa, vakıfın desteğiyle sigortası yatırılıyor ve emekliliği sağlanıyor. Ailesinde çalışacak kimsesi olmayan bazı hastalar her ay maddi olarak desteklenmeye çalışılıyor. Bazen acil ihtiyaçları karşılanıyor, odun kömürü alınıyor... Yeşil kartı olmayan hastalar kapı kapı dolaşmıyor. Sosyal Hizmetler Ünitesi, muhtarlıklarla işbirliği yaparak hastaya yeşil kart çıkarılıyor.
Yoksul ülkelerin yoksul hastalığı
LEPRA
hastaları daha çok kırsal kesimden yoksul hastalar. Sağlık hizmetlerinden
yeterince yararlanamamış bir kesimde yoğunlaşıyor. Genellikle çok çocuklu
ailelerde yaygın. Tek odada yaşayan, aynı kaptan yiyen, yetersiz ve tek
tip beslenen, direnci düşük ailelerde enfeksiyon daha çabuk yayılıyor.
Aile içinde uzun süre yakın temasta bulunulduğunda, hastalık, direnci düşük
doğmuş küçük çocuklara geçiyor. Lepralı, tedavisini sürdürmüyorsa, sürekli
öksürüp hapşırıyorsa başkasına bulaştırma olasılığı var; verem gibi. BCG
verem aşısı, yüzde 60 düzeyinde lepra mikrobundan da kişiyi koruyor. Genetik
yatkınlık da lepra hastalığının ortaya çıkmasında önemli bir faktör.Cüzzamın
kendisinden çok önyargısı önemli. Hastalığı tedavi etmek kolay ancak önyargıları
tedavi etmek çok zor.